nefes al.

  • Random
  • Archive
  • RSS
  • let me give u an answer.
  • benimle oynar mısın ?

Mağaralar için bir tane daha.

İlk karşılaştığımda yanlış bir bedenin içindeydi ve insanlara bakamadığı açıkça belli oluyordu, içinde olduğu şeyden sıyrılıp çıkmak ve ondan saklanmak ister gibi bir hali vardı.

Beni ürpertti.

Onda alışılmadık bir şey vardı, ama bu şeyin ne olduğunu tam olarak söyleyemiyordum, çünkü yüzü oldukça rahatsız edici bir şeyden beni geçici olarak uzaklaştıran kusursuz bir labirent gibiydi.

Kapıyı açıp onu içeri almamı beklerken doğrudan yüzüme bakmadı.

“Merhaba” dedim. “Lütfen içeri gir.”

“Teşekkür ederim.” dedi, gayet hantal bir şekilde içeri girerken. Başka bir şeye bakıyor gibiydi. Bakmakta olduğu şey benim önümde veya arkamda ya da yan tarafımda değildi.

Ağzı, gözleri, burnu, çenesi, yanaklarının kavisi, hepsi çok güzeldi. Kendisine bakıldığı için adeta acı çekiyordu.

“Evet” dedi. “Umarım rahatsız etmiyorumdur.”

“Hayır” dedim, kesinlikle hayır.

Kendisine de bakmıyordu. Neye baktığını bilmiyorum ama ısrarla bir şeye bakıyordu. Galiba baktığı şey onun içindeydi. Yalnızca onun görebileceği bir şeydi.

“Umarım seni rahatsız etmiyorumdur. Biliyorum geç oldu.” dedi bir tür umutsuzlukla ve sonra bakmakta olduğu şeyden bir an için gözlerini ayırıp ışık hızıyla bana bir göz attı.

Beni rahatsız ediyordu ama sandığı nedenden ötürü değil. Dinamik açıdan onda aykırı olan bir şey vardı ama bunun ne olduğunu hala bulabilmiş değildim.

“Kesinlikle hayır” dedim. “Şimdi bulunduğum yere tercih ettiğim başka bir yer yok.”

“Mutlu olman çok iyi.” dedi. Mutlu sözcüğünü, ona çok uzaklardan teleskopla bakıyormuş gibi söyledi.

O sırada onda bu kadar tuhaf olan şeyin ne olduğunu fark ettim.

Geriye doğru bir adım atar gibi oldu. Geriye gidecekken fikrini değiştirdi. Bana yeniden bir göz attı.

“Her şey yoluna girecek.” dedim.

Kendisini kötü hissetmemesi gerektiğini, kendisini suçlamakta tamamen haksız olduğunu söylemeye niyetlendim ama sonra hemen fikrimi değiştirdim.

Onun duymak istediği şey bu değildi. Aslında benim söylemek istediğim şey de bu değildi. Her şeye rağmen o kadar anlayışsız değildim. İkimiz de ona başta söylemeyi düşündüğüm şeyi duymak istemiyorduk.

Hemen hemen bana bakıyordu.

Her şey sürekli kötüye gidiyordu.

“İçinde bulunduğum durumun nasıl bir şey olduğunu hiçbir zaman anlayamazsın. Yanlış bedene sahibim.”

Şimdi doğruca yüzüme dikmişti gözlerini. Bakışı tam anlamıyla bu dünya yüzeyinde duran ve bir sürü penceresi olan bir bina kadar sabit ve kalıcıydı.

İkimizin de her tarafı kana bulanmıştı ve o gözlerini benden ayırmıyordu.

Bu tam da kendimi sonsuza dek kusursuz hissetmem için gereken şeydi.

Kendimi parkta bir heykel gibi hissettim.

“Biliyorum” dedi.

“Gerçek bu.”

Sonra bana kocaman bir tebessüm yolladı ve “Her neyse, bu benim sorunum. Şimdi ne yapıyoruz? Sırada ne var?”

Aniden dikkatini yoğun bir biçimde bana yöneltti.

“Şimdi senin hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorum. Senin hikâyen nedir?”

Bunları söylerken gülümsüyordu.

    • #anunfortunatewoman
  • 6 days ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet

Başka sorunuz var mı?

başka soruları yoktu.

  • 1 week ago
  • Permalink
  • Share
    Tweet

Hem Daha Sonra Ne Yapacaktım Ki?

Duygusal tarafımdan çok uzaklardayım, neredeyse bir sürgündeymiş gibi. Ayrıca bu konuda yapabilecek hiçbir şeyim de yok. Bir daha asla bugün olmayacağını biliyorum yalnızca.

Bir gün, kırmızılara bürünmüş, sarhoş ve şarkı söyleyen bir fahişe olsaydım bile, gene de bu kimseyi olumlu bir şekilde etkilemezdi.

Otobüste, hiçbirini daha önce görmediğim ve muhtemelen bir daha asla görmeyeceğim yolculara, bugünün güzel bir gün olduğunu söylemenin benim için hiçbir anlamı olmazdı.

Eğer, yanımda oturan tamamıyla yabancı kişiye dönüp “Bugün güzel bir gün.” deseydim, bu herkesin çok rahatsız hissetmesine neden olurdu.

Öncelikle herkes kendi kendime konuşuyormuşum gibi bir tavır takınırdı. İnsanların doğrudan size değil de, kendi kendilerine konuştuklarını farz etmek çok daha kolay. İnsanlar doğrudan size bir şey söylediğinde, duymazlıktan gelmek rahatsız edici bir durum halini alır ve fazladan çaba gerektirir.

Peki, ama bu konuda çok daha inatçı olsaydım ve insanların bu güzel günün farkına varmaları için ısrar etseydim ve gayet kesin bir şekilde kendi kendime değil de onlarla konuştuğumu göstermek için ” Bugün güzel bir gün.” diye tekrar edip dursaydım ne olurdu?

Bu durumu daha da kötüye götürür ve insanların derin bir tedirginlik hissetmesine neden olurdu.

Zaten “Bugün güzel bir gün.” demiş olduğumdan, yanımdaki herkesin artan hoşnutsuzluğu karşısında sürekli olarak bunu tekrar edip duracaktım. O an, her şeyi yapabileceğimi düşüneceklerdi.

Vücuduma bantlanmış patlayıcıları ortaya çıkararak, Aquarius’un efsanevi tapınağı ve güç kaynağı Uranüs’e gidilmesi talebiyle otobüsü mü kaçırsaydım?

Bunu yapsaydım, onlardan bazıları sırtlarını paniğe yaslayıp, kendilerini bir gazete manşeti olarak görebilirdi.

Diğerleri ise yalnıza gidecekleri yere bir an önce varmayı isterlerdi. Aramızda her zaman pratik insanlar vardır. Önceliklerini belirler ve başka bir şey de beklemezler.

Tabii ki otobüste hiçbir şey yapmadım. İyi bir yolcuydum. Ağzımı kapalı tuttum ve ineceğim durakta indim. Tek bildiğim bir daha asla bugün olmayacağı.

    • #anunfortunatewoman
  • 3 weeks ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet

Harfler kusmak için kelimeler oluşturmaktan başka amaçlar için kullanılmıyordu.

Ayakkabının diğer tekinin olmadığını söyledim mi- tabii ki söylemedim. Ayakkabı, insanın aklına takılacak kadar yalnız, bir başınaydı. İnsanlar neden çifti olmayan bir ayakkabı gördüklerinde kendilerini rahatsız hisseder? Hemen diğer tekini aramaya koyulurlar. Diğer ayakkabı nerede? Etrafta bir yerde olmalı.

 

Bir kadının yolculuğunu anlatacağım- sanki yıllar öncesinde başlamış gibi görünen ancak aslında yalnızca birkaç aydır süren, bir tür haritalı serbest düşüş takvimini.

 

Şimdi haritalı takvimin neresinde olduğuma dair aşağı yukarı bir fikrim var; hiç de kısalacakmış gibi görünmeyen bu yolculuğa devam edeceğim. Kısalacakmış gibi görünmüyor çünkü her şeye neredeyse yeniden başlayacağım bu noktaya ulaşana dek bile epey uzun bir süre geçti.

 

Umarım çok yakında daha heyecan verici bir şeyler olur.

Bu iyi olurdu.

 

Belki de bu bir başlangıç olabilir: Kadının kendini hangi odada astığını bilmek istemiyorum. Bir gün bunu bilen biri anlatmaya başladığında, bilmek istemediğimi söyledim. Neyse ki daha fazla uzatmayacak kadar nazikti. Bu konu masanın üzerinde tamamlanmamış olarak kaldı.

O sırada öğle yemeğindeydik ve kadının intiharının yemeğin bir parçası olmasını da istemiyordum. Ne yediğimizi şimdi hatırlamıyorum ama talihsiz bir kadının ölümünün yemeğimize tat katacak bir baharat olmayacağı kesindi.

    • #anunfortunatewoman
  • 3 weeks ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet

bir küçücük aslancık.

geçen gün otobüsten inip evime, yani içinde eşyalarımın olduğu eve giderken, sokakta tam önümde yürüyen bir kedi gördüm.

yapacak daha iyi bir şeyim olmadığından ve ben de bir memeli olduğumdan, kediye merhaba dedim. “merhaba kedicik” ve ardından bunun tam bir selam olması için ekledim: “miyav”.

sokağı telaşla geçen kedi selamımı duyunca yavaşladı, yavaşladı, en sonunda durup bana bakmaya başlayana dek yavaşlamaya devam etti. bana bakarken bir kez daha “miyav”, dedim.

köşeyi dönerek kedinin görüş alanından çıktım ve neredeyse hiç sevmediğim eşyaların olduğu eve doğru yürümeye devam ettim. merdivenleri tırmanırken merhaba deyip miyavladığım kediyi ve genel olarak kedileri düşünüyordum ki, bir şey fark ettim.

kediler, insanların kendileri hakkında çok-satan listelerine tırmanan kitaplar yazdığını ve milyonlarca insanın kedi karikatürleriyle dolu kitaplara kahkahalarla güldüğünü bilmiyor. eğer kalkıp bir kediye içi kedi karikatürleriyle dolu bir kitap gösterecek olsaydınız, açıkçası sizi hiç takmazdı.

    • #anunfortunatewoman
  • 3 weeks ago
  • 2
  • Permalink
  • Share
    Tweet

ankara feribotu

hayır, izliyorum, okuyorum, bazen sadece bakıyorum ve hep üzülenin yanındayken siz ve üzene küfrederken üstelik, burda benim üzülen ve de küfredilen, anlayamıyorum.

o’ çok güzel seviyor ve de sevdiriyor diye milyonda bir görülen hastalık mıyım ki ben bir beni sev-e-medi? bir ben değilim elbette o’ ol-a-mayan ama çok da sevmiştim hani.

nefret ettiğimden çok mu nefret ettirebiliyorum kendimden?

o’ nefret etmezdi oysa dengesini mi bozmuştum, çok mu nefret doluydum yoksa? bilmiyorum çünkü cevaplar vermeyi bırakmıştı bana ve orda son bulmuştu sevme çabası. görmedim, bakmadım da belki çünkü çok güzel seviyordu, sever gibi yapıyordu da ben mi seviyor sanmıştım? öyle çok mu açtım sevilmeye de hemen seviyor sandım?

o’nun da annesi vardı elbette ama bir tek babam vardı benim anlamaya çalışmaktan vazgeçmelisin çünkü anlayamazsın diyen. 

anlamak değil sadece bilmek istiyorum diyorum ama yeterince de üzüldüm zaten.

evet, onu takip ediyorum gizlice ama takip etmediğimde gözüme sokmak zorunda değilsiniz ki siz? o’nsuz da yaşıyorum diye o’ sensiz çok daha iyi yaşıyor demeniz niye?

  • 1 month ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet
Pop-upView Separately

Source: beyniminkustuklari

  • 1 month ago > beyniminkustuklari
  • 47
  • Permalink
  • Share
    Tweet
anonim mayın tarlası bağımlıları derneği tanışma toplantısı
  • 1 month ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet

konuşmaya mecalim yok;

  • “arkadaşlık isteği” hakkında onlarca cümle kurarım.
  • çok derin konular var değinmek istediğim.
  • ‘internet yokken’ içerikli yazılarınızı okurken ben güzide internetimle 2.7 mb/s ile dizi indiriyordum o ayrı. ( dipnot: beylikdüzü ilçe sınırları. )
  • i quit smoking, find me a new job.
  • “tüylerin beyazlamış, ne o sana da benim gibi çektiren mi var?” dediğim köpek, “anlatım bozukluklarından kurtulmadan benimle bir daha muhattap olma” dedi, döndü gitti.
  • unuttum.

  • 1 month ago
  • Permalink
  • Share
    Tweet
öpüşmenin ortaya çıkmasındaki asıl neden ‘tesir’ alış-verişidir.
  • 1 month ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet
şintoizm / zertdüsizm
Pop-upView Separately

şintoizm / zertdüsizm

  • 1 month ago
  • 1
  • Permalink
  • Share
    Tweet
Taken with instagram
Pop-upView Separately

Taken with instagram

  • 1 month ago
  • Permalink
  • Share
    Tweet
rainbow (Taken with instagram)
Pop-upView Separately

rainbow (Taken with instagram)

  • 1 month ago
  • Permalink
  • Share
    Tweet

epeyce yaklaşmışım, duyuyorum

  • derin şiirlerden yarım mısralar var damarlarımda.
  • bir bulut, durup dururken sıkışıp yanmaya başlıyor içten; al sana yıldız.
  • bazen bir film izliyorum ve hiç mi işim yok benim diyorum. öyle diye yanıtlıyorum kendimi.
  • ben cevapları veriyorum, sorular gelmiyor.
  • şimdi bana öyleymiş gibi geliyor ama hiç de öyle değil, değil mi?
  • kim hakkımda ne demiş ona karışmam, umursamam. kim kendi hakkında ne demiş, bak o önemli, niyeyse.

elveda elveda

ne güzel

üçüncü uyumu bozuyor

üstelik kediyi andırıyor

adamın kafası kocaman

cebinde sartre’den bir roman

sağına soluna bakmadan 

belki de ölüme gidiyor

ataol yağmuru sevmiyor

saati sormayın korkuyor

ne zaman rakıya otursam

üçüncü elveda geliyor

Ataol BEHRAMOĞLU

  • 1 month ago
  • 2
  • Permalink
  • Share
    Tweet

sonra neden derse gitmiyorum, gidiyorum da adam mı oluyorum?

  • bay ece: what a lake contains?
  • sevgili sınıf: limestone / jips / sandstone / shule
  • saygın ben: su ?
  • bay ece: ne kullanıyosun kızım sen?
  • 1 month ago
  • 3
  • Permalink
  • Share
    Tweet
← Newer • Older →
Page 1 of 28

About

Avatar challenge accepted.
-

elsewhere

  • @trihelyum on Twitter
  • Facebook Profile
  • trihelyum on Flickr

Following

  • RSS
  • Random
  • Archive
  • let me give u an answer.
  • benimle oynar mısın ?
  • Mobile

Effector Theme by Carlo Franco.

Powered by Tumblr